Çocukluk zamanlarımız dünyanın en güzel olduğu zamanlardı. Dertsiz, tasasız bir hayatımız vardı o zamanlar. İnsanlar daha samimi ve daha sevgi doluydu. Komşuluk denen bir kavram vardı. İnsanlar iş dönüşü akşamları misafirliğe giderdi komşularına. Babalar haberleri izler, anneler çay, çorba yapar, çocuklarda beraber oynarlardı. Hep beraber oturulup, yemekler yenir, çaylar içilirdi. Muhabbetlerin biri bin paraydı. İnsanlar bir araya gelmeyi, bir şeyleri komşularıyla paylaşmayı isterlerdi. Egosuz, hiç bir çıkar ilişkisi olmadan yaşanan ortak hayatlar vardı biz çocukken. Bir evde bir yemek pişiyorsa, komşular belki kokusunu almıştır. Canları çekmiştir belki diye, bir tabakta olsa komşularla paylaşılırdı o yemek. İnsanlar sevgi doluydu bir zamanlar.

Biz çocuklar, bitmek bilmeyen enerjimizle okuldan geldiğimiz gibi kendimizi sokaklara vururduk. Koşardık, tepinirdik, hayal kurardık, severdik, ve o kadar sevgi doluyduk ki, o çocuk halimize bakmaz aşık bile olurduk. Eve girdiremezdi annemiz bizi kolay kolay, çünkü bilirdik hayat sokaktaydı. Eve kapanmanın bir manası yoktu bizim için. Karnımız acıkırsa ayak üstü, domates ekmekle karnımızı doyururduk. Öyle fazla bir şeye de gerek yoktu. Hastalık nedir bilmezdik, koşardık, hiç yorulmaz koşardık. Bisikletlerimize binip, pedallarımızı özgürlüğü doğru çevirirdik. Önümüzde hiç bir engel yoktu. Çocuktuk ve engel tanımazdık.

Ağaçlara çıkar dalından meyve koparır yerdik biz. Yetmez toplar eve de götürürdük. Bazen o kadar çok yerdik ki, midemizden gurultular gelirdi. O gurultular çok komik gelirdi bize, gülerdik. Kız arkadaşlarımız kirazlardan kendilerine küpe yaparlar, biz eriklerle bilye oynardık. Yalın ayak toprağa basar, toprağa uzanıp gökyüzünü izlerdik.

Akşam olur hava kararırdı. Evlerden yemek kokuları gelmeye başlardı. Balkonlardan annelerimizin sesi yükselirdi. Hadi yemek hazır seni bekliyoruz sesleri. Şu an düşünüyorum da ne kadar özlemişim o sesleri. Tabi gün o zaman bizim için bitmezdi. Yemekleri yer yine kendimizi sokaklara vururduk. Gündüzün nasıl kendine has oyunları varsa, gecenin de kendine has oyunları vardı. Oynardık yorulmazdık hiç.

Yaz ayları oldu mu kimse akşamları evde oturmazdı. Ailelerimiz binaların önünde hep birlikte oturur çay, çorba içerlerdi. Biz de bazen onlara eşlik ederdik. Muhabbetleri çok koyuydu, güzeldi ve en önemlisi samimiydi. Dedikodu yaptıklarını hiç hatırlamam. Kimsenin arkasından da konuşmazlardı.

Yardımlaşma vardı ya, insanlar darda olan birinin olduğunu bildiklerinde, uyuyamazlardı. Başkalarının dertlerini, kendilerine dert edinirlerdi. Ellerinden gelen her şeyi yapardı insanlar o zamanlar. Para, pul, gösteriş hak getire, insanlar bir birleri için yaşardı. Bizim parayla hiç işimiz olmadı. Misal, benim babasına, illa bana bunu alacaksın diyen arkadaşım olduğunu hatırlamıyorum. Bizim en büyük mutluluğumuz bir arada olmaktı. Ve bunun herhangi bir maddi değeri yoktu. Kötülük, riyakarlık, başkasının kalbini kırma bize göre değildi. Bilmezdik de zaten. Bu tür davranışlara eğilimli olan kişilerde dışlanır ve yalnızlaştırılırdı. Onlar da yaptıkları hatalardan döner, herkes gibi iyiliğe, dostluğa, yardımlaşmaya dönerlerdi.

Televizyonda savaş haberleri olurdu bazen, savaşın ne illet bir şey olduğunu görürdük. Büyüklerimize bu insanlar neden savaşıyor, neyi paylaşamıyorlar diye sorardık. Aldığımız cevap, o çocuk aklımızla bize o kadar saçma gelirdi ki. Neden insanlar bir birlerini öldürür biz bunu çocukken de anlamadık, büyüyüp koca adam olduk hala anlamlandıramıyoruz.

Hayallerimiz vardı. Şavaşların olmadığı, yeni bir dünya kuracaktık. Sevgi, samimiyet ve dostluğu tüm dünya da egemen kılacaktık. Başkaları için ölmeyecektik, öldürmeyecektik.

Ve işte biz büyük ve kirlendi dünya. Bizi de kirletti belki de. Hep temiz kalmamız dileğiyle.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.