Huzur her insanın peşinden koştuğu şeylerden biridir. Huzur olmadan yaşanılan hayatlar, hep huzuru ararlar. Kimisi bir bardak su da bulur huzuru, kimisi sessizlikte, kimisi de yalnızlıkta.

Bir deniz kıyısında oturup saatlerce dalgaların sesini dinlemek gibi bir şey aslında huzur. Dalgaların sesi eşliğinde suratına çarpıp seni başka dünyalara yolculuğa çıkaran o rüzgarın büyüsünde aslında huzur. Yaşanmamışlıkları bir kenara bırakıp, yaşamaktır aslında huzur.

Bilinmeyen bir rotada, bilinmeyen bir yolculuğa çıkmak gibi aslında. Yeni insanlar tanımak, yeni yerler görmek, her sabah farklı bir yerde uyanmak gibi mesela. Ya da bir uçurumun kenarında oturup, ölümle yaşam arasındaki o kısa ve ince çizgiyi hissetmektir aslında huzur. Yürüdüğün her yolun sonunda, başka bir yolun başlamasıdır. Çıkmaz bir yola girdiğinde, yolunu değiştirip geri dönmektir. Umutsuzca yaşanılan hayatların, umududur huzur. Bir ormanda, ağaçların arasında yürürken bastığın yaprakların sesleridir. Uçsuz bucaksız bir ovada, yere uzanıp gökyüzünü, bulutları izlemektir. Dünyanın döndüğüne şahitlik etmektir. Yalın ayak toprağa basmaktır . Ayaklarının altının o toprağın varlığını hissetmesidir aslında huzur.

Kendini saatte 150 km hız ile esen rüzgara bırakmaktır. Ve ayaklarının yerden kesildiğini hissetmektir. Yerden 10 bin metre yukarıda iken, yeryüzünün ayaklarının altında kayıp gitmesini düşünmektir. Ve her zaman, bir yerlerde huzurun saklı kaldığını bilmektir aslında.

Sevmektir aslında huzurun kaynağı, hem de çok sevmektir. İnsanları, doğayı, tüm canlıları sevebilmektir. Umarsızca yaşamaktır huzur. Ve dünyadaki hiç bir şeyin, beynimizdeki tek bir hücreyi işgal edecek kadar önemli olmadığını bilmektir.

Şarkıda da söylendiği gibi bir tatlı huzur almaya gelmektir Kalamış’tan. Ve o tatlı huzuru asla kaybetmemektir mesele.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.